Çanakkale'nin adaları
Gökçeada
Türkiye'nin en büyük ve en çok turist çeken adası Gökçeada; Marmara Denizi'ndeki İstanbul Adalarını saymazsak Türkiye'nin en turistik adaları. Konaklamalı turizm açısından açık ara Türkiye'nin öndeki adaları. Hem iç hem de dış turizmde sürekli ilgi artıyor bu iki adaya.
İki türlü turizmden söz edilebilir. Birisi günübirlik ya da bir süre konaklamalı gelenler. Diğeri büyük kentlerden gelip bir süre ya da bütün yaz boyunca kalanlar. Yaz-kış sürekli kalanlar da var ama artık onlar turist sayılmıyor, Ada sakinleri arasına karışmışlar.
Gökçeada
Eceabat ilçe merkezinin arka tarafında, batısındaki Kabatepe Limanı'ndan veya Çanakkale'den feribotla ulaşım sağlanıyor Gökçeada'ya. Yolculuk normal koşullarda 1 saat 45 dakika sürüyor, mesafe 14 mil.
Gemi Gökçeada'ya yaklaşırken önce çıplak tepeler görünüyor ve ilk kez gidenler için biraz burukluk yaratıyor. Tek bir ağaç bile olmayan çıplak tepeler.
Biraz sabır gerekiyor oysa. Gökçeada çok sulak bir ada, kaynakları, birçok küçük gölü, gürül gürül akan musluksuz çeşmesi ve üstüne üstelik bir de şelalesi var.
Kuzu Limanı İskelesi'nde Ada'ya merhaba!
Rüzgar ters esmiyorsa, deniz çok dalgalı değilse bir saat kırkbeş dakikada Kuzu Limanı iskelesine yanaşıyor arabalı vapur ve karaya ayak basıyor yolcular ve otomobiller, otobüsler ve mevsim uygunsa kamyonlar. Bağbozumu zamanı kamyonlar üzüm yüklemeye geliyorlar. Sonra da şarap yüklemeye.
Otomobille gelmeyenler için merkeze gidecek minibüsler hazır bekliyor. Çünkü iskele ilçe merkezinin uzağında, neredeyse hiç yerleşim olmayan bir yerde.
Anakaradan gelirken doğuya bakan daha dar yanı görüldüğünden önce büyüklüğü de pek algılanamıyor.
Adayı iyice bir dolaştığında kavrıyor insan büyüklüğünü, görüyor bağlarını, sebze -meyve bahçelerini, göllerini, plajlarını... Ada 289 kilometrekare büyüklüğünde, kış nüfusu onbin kadar. Yerleşik nüfusu büyük kısmı merkezde oturuyor. Dokuz köyün toplam nüfusu 1600 kadar. Turizm sezonunda ise otuz bine yaklaşıyor.
Fazla adası olmayan Türkiye'nin bu en büyük adası aslında çok da büyük bir ada sayılmaz. Kıyı şeridinin toplam uzunluğu 46 mil.
Kimler oturuyor
G ökçeada'nın yerleşik nüfusu eski adalılar, Rumlar, Trabzon Sürmene'den gelenler, az sayıda Ispartalı, Bulgaristan göçmenleri ve eski mahkumlardan oluşuyor. Eski mahkumlar küçümsenmeyecek bir oran oluşturuyor.
Çünkü 1960'larda kurulan yarı açık cezaevi 1990'da kapanmış. Yarı açık cezaevinin mahkumları burada toprağı işliyor, hayvan besliyor, kısacası çiftçilik yapıyorlardı. Cezası bitenler gidip ailelerini getirerek alıştıkları adaya yerleşmişler. Adada evlenip yerleşen de olmuş.
Kalanını da memur ve asker aileleri ile büyük kentlerden kaçıp gelenler oluşturuyor. Bir zamanlar Rumlar çoğunluktu elbette. Önce 1920'lerde, en son da 1973 Kıbrıs harekatında çoğu ayrılmış. Şimdi toplam nüfusları 250 kişi kadar, çoğunluğu da yaşlılar. Adadan ayrılan Rumların çoğunun evleri duruyor. Yazın dünyanın dört bir tarafından çıkıp geliyorlar doğup büyüdükleri yere. Onbir kilise var, yüzlerce de manastır. Metropolit de Gökçeada'da oturuyor. Rum ortodokslar temmuz ayının ortasındanbaşlayarak bir ay boyunca oruç (et ve süt ürünlerinin yenmediği perhiz) tutuyorlar. Orucun bitiminde de kurban kesip kazanlarla pilav pişiriyorlar ve elbette ada şarapları eşliğinde. 15 Ağustos'da dünyanın bir çok yerine dağılmış Gökçeadalı Rumların çoğu adada olmaya çalışıyor.
Adalılar cezaevinin kapatılmasından pek hoşnut olmamışlar. Yarı açık cezaevine paralı-torpilli mahkumlar gelir ve bolca para harcarlarmış. Şimdi Üniversite'nin "Su Ürünleri Yüksek Okulu" var, ama gençlerin harçlıkları mahkumlarınki ile karşılaştırılamayacak kadar azmış.
Ada gezisi
Kuzu limanı'na 7 km uzaklıkta ve Ada'nın içerilerindeki ilçe merkezinde resmi daireler, alışveriş merkezleri var. Merkez Camisi, en büyük olan Fatih Camisi Osmanlı yapıları. İki kilisenin birisi Yenimahalle, diğeri Fatih Mahallesi'nde.
İlçe merkezinden kuzey yönüne giden yol adanın en canlı yerine ulaşıyor. Eski Bademli, Yeni Bademli, Kaleköy, ardarda diziliyorlar. Eski Bademli köyü koruma altında. Tarihi çamaşırhane, önündeki asırlık çınar ve ilkokul binaları görülmeye değer.
Otellerin ve lokantaların çoğu da bu bölgede, Aşağı Kaleköy'de. Yaz akşamlarında oldukça canlı ve hareketli oluyor. Burada belediyenin bir turizm danışma ofisi de var. 4 km. uzaklıktaki Yukarı Kaleköy eski kale kalıntılarının eteğine kurulmuş. Yukarı ve aşağı Kaleköy olarak iki bölümlü. Tepeden çok güzel deniz manzarası seyrediliyor.
Yıldızkoy ilginç kaya oluşumlarına sahip Yıldızkoy'la Yelkenkaya arasında kalan bölüm TÜDAV'a (Türkiye Deniz Araştırmaları Vakfı) tahsis edilmiş ve Sualtı Milli Parkı ilan edilmiş. Türkiye'nin tek sualtı milli parkı.
Yenibademli en kalabalık köylerden. Karadeniz'den gelen balıkçı aileler ile Ispartalıların oturduğu yer.
Zeytinli Köyü de koruma altında. Merkeze üç km. ve adından da anlaşılacağı gibi zeytinlikler arasında. Daracık sokaklarla hafifçe yamaca çıkınca küçük meydanına varılıyor. Meydanın etrafı kahve-lokanta karışımı mekanlarla çevrili, çoğunu köyün yerlisi Rumlar işletiyor. Evlerin bazıları kentlilerce alınıp restore edilmiş.
Ada şarapları ile ısırgan otu, rezene, gibi yerel otlarla "cullama" denilen bir yemek yapıyorlar. Sakızlı muhallebisi ve dibek kahvesi ise artık iyice ünlenmiş durumda. Keçi sütünden yapılan peynirin un, nane ve zeytinyağı ile buluşmasıyla fırına verilen yemeğin adı da "cicirya".
Tepeköy de koruma altında. Ada'nın en yüksekteki yerleşimi. Burası da Rum köyü. Köye girmeden 100 metre kadar önce sağa ayrılan toprak yol Pınarbaşı Piknik Alanı'na gidiyor. Pınarının suyu da güzel.
Şahinkaya ve Dereköy ardarda konumlanmış. Şahinkaya'da Karadeniz'den gelenler oturuyor, hayvancılık ve arıcılık yapıyorlar.
Dereköy ise Ada'nın koruma altındaki eski köylerinden 1950'li, 60'lı yıllarda 600 hanelik çok büyük bir köymüş. Şimdi büyük ölçüde terkedilmiş. Bol suyu olan köyün bir de eski çamaşırhanesi var.
Marmaros Şelalesi Dereköy'den sonra sağa dönülerek gidilen Marmaros Koyu yolu üzerinde, sapaktan 7 km. ileride aracı bırakıp biraz yürümek gerekiyor. Etraf yemyeşil, Ada'ya gelirkengördüğünüz çıplak tepelerden sonra çok şaşırtıcı bir ortam. Orman içinde biraz yürüyünce şelale karşınızda. Ama yaz sonuna doğru suyu iyice azalıyor. Şelale 38 metre yükseklikten düşüyor. Adalılar hazırladıkları broşürde adalarını dünyanın suyu en bol olan 4. adası olduğunu yazıyorlar, gezince hak veriyor insan.
Uğurlu Köyü, sahile yakın; Muğla ve Burdur'dan getirilip yerleştirilmiş sakinleri. Dereköy-Uğurlu arasında kuşların mekan tutuğu bir gölet var.
Köyden sahile devam edildiğinde Gizli Liman ve Türkiye'nin en batı noktası olan İnceburun'a çıkılıyor. Doğal ve çok uzun bir kumsallı plajı var. Hiçbir yapılaşma yok.
Şirinköy Bulgaristan'dan gelen göçmenlerin köyü. Tarım, hayvancılık ve ev pansiyonculuğu yapıyorlar. Kullanılmayan açık cezaevi binaları da köyün yakınında.
Lazkoyu kuzeyinde ve hemen yakınındaki gölet ve kumsalıyla güzel bir plaj.
Eşelek Köyü sahilden biraz içeride. Sahili Aydıncık plajı Ada'nın en gözde plajı, 2 km'lik sahilde kamp yapılabiliyor ve rüzgar sörfü için uygun. Hemen yakınında da iki gölet var. Birisi Tuz Gölü ve bu gölde aynı zamanda şifalı çamur banyosu yapılıyor. Taze sebze almak için yolboyundaki tezgahlara uğramak yeterli.
Kaya Mezarı
Yüzeyde görülebilecek en etkileyici antik eser Kokina yöresinde (merkeze 18 km) Roma dönemine ait olduğu düşünülen çift kabirli kaya mezarı.
Kuzulimanı Ada'ya ilk ayak bastığınız yerdi. Arada iç kısımlardaki köyleri de görerek adanın etrafını dolaşmış olduk. Limanın hemen yan tarafı plaj. Plaj çevresinde de çay bahçeleri.
Kuzulimanı'nı dönünce Kaşkaval Burnu ya da diğer adıyla Peynir Kayalıkları görülüyor. Peynir kalıplarını andıran kaya oluşumu dikkat çekici. Ancak karadan görülemiyor, tekne ile denizden bakmak gerekiyor. Halk arasındaki söylenceye göre zengin ama cimri bir kadının kalıp kalıp çok miktarda yaptığı ama kimseyle paylaşmadığı dağ gibi yığılı peynirin Tanrı tarafından cezalandırılmasıyla kayaya dönüşmesiyle oluşmuş.
Bugün koyunlar ve keçiler adanın her tarafında serbestçe geziyorlar. Başlarında onları güden bir çoban da olmuyor. Suyun bol oluşu ile sulama derdi de yok.
Bir de zeytinyağı fabrikası var. Ada'da ekolojik tarım da teşvik ediliyor.
Balık ve balıkçılık
Balıkçılık çok eski zamanlarda olduğu gibi Ada'nın esas geçim kaynaklarından birisi. Ada içinde taze olarak satıldığı gibi dışarıya da balık ve diğer deniz ürünleri satılıyor.
Balık ve deniz ürünlerine gelince. Her mevsim karagöz, mercan, sinarit, orfoz, ahtapot, kalamar, karidesi; mayıs ayında kılıç ve uskumruyu, haziranda kolyosu, ağustosta sardalyayı, eylül-aralık arası lüferi her daim taze ve en lezzetli haliyle bulmak mümkün.
Ada'da sanat
Gökçeada'nın bir sinema salonu, bir de Ağustos ayında yapılan Film Festivali var.
Sualtı
Gökçeada dalma meraklıları için de cazip. Ancak dalış merkezi olmadığından meraklıları malzemeleri yanlarında getirmek zorunda. Kuzu Limanı'nda 1. Dünya Savaşı'ndan kalma batıklar var. Mermer Feneri ile anakara arasında da batıklar bulunuyor. Eşek Adası civarında Orfoz ve karayer adaları deniz canlılarını izlemek için dalışa çok elverişli. Mermer Burnu, Tuzburnu, Çanak Limanı, Bakla Taşı ve Pınar Dere adanın dalış noktaları olarak öne çıkıyor.
Plajlar
Bu temiz ve engin mavi denize girilecek olağanüstü güzellikte plajlar bulunur Gökçeada'da. Adanın Güneyinde yer alan Aydıncık (Kefalos) kıyısı Kuzey Ege'nin Patarası olarak kabul edilir ve kaya mezarlarıyla da önemlidir. Aydıncık burnu sert rüzgara rağmen kaba dalgaların oluşmasını engellediği için rüzgar sörfü yapanlar için ideal bir bölgedir. Burada yapılan şifalı çamur banyosu da cilde yararlıdır.
Kuzey Batıda bulunan Marmaros plajı da denize girmek ve piknik yapmak için son derece elverişlidir. Gerek Aydıncık gerekse Marmaros'a sadece motorlu vasıta ile ulaşılabilir. Bu bölgelere ulaşma olanağı olmayanlar ise Kaleköy'de bulunan Belediye Plajı tesislerinden faydalanabilirler. Adanın denize girilebilecek en güzel yerlerinden biri de Kaleköy'ün bitişiğindeki Yıldız Koyu'dur.
Dört bir yanını çevreleyen mavi bayraklı kıyılara sahip olmak Gökçeada'lılar ve Gökçeada'ya gelenler için bir ayrıcalıktır: Kefaloz, Yuvalı, Yıldızkoy, Uğurlu, Gizlikoy, Kuzulimanı, Kaleköy, Güzelcekoy gibi daha bir çok irili ufaklı doğal plajlarda, sakin, gürültüden uzak koylarda maviyle kucaklaşmak. Tepeköy Çınar altında, Marmadosta yeşille yaşamak. Kaleköy kordonu, balıkçı limanı, dalga ve rüzgarın etkisiyle şekillenmiş kayalıkları ve kıyı yerleşimiyle yaz gecelerinin hareketlendiği Semadirek manzaralı sahilinde içilen bir bardak çayın keyfinde güneşe bir sonraki sabah görüşmek üzere veda etmek.
Türkiye'nin ilk Sualtı Milli Parkı
Türkiye'nin İlk Su Altı Milli Parkı TÜDAV'ın girişimleriyle Gökçeada'da kurulmuş. Araştırma, koruma ve eğitim amaçlı kurulan Gökçeada Deniz Parkı, 200 metre genişliğinde ve 1 mil uzunluğunda.
Ada flora ve faunası
Meyveleri iğde ile kızılcık arası olan Hünnap ağacı sadece Gökçeada'da yetişiyor. Verimli toprağı değişik tarım ürünleri için oldukça elverişli. Çam, sedir, gürgen ve daha nice iğne yapraklı ağaç ormanları adanın yeşil dokusuna katkıda bulunuyor. Adanın her yöresine yayılmış zeytinlikler ve bağlar bu dokuyu lezzetlendiriyor. Akdeniz ikliminin tipik özelliğini vurguluyor.
Mutfak
Zeytin ve zeytinyağı kültürü doğal olarak tüm adada yaygın. Geçmişten bugüne yaşatılan Rum mezelerinde, Türk yemeklerinde, iki kültürün kaynaşmış Ege'ye özgü bu mutfağında gerçek zeytinyağının kokusunu ve lezzetini bulacaksınız.
Ada'nın kısa tarihi
Türkiye'nin en batı ucundayız. Yani Türkiye'de güneşin en son battığı yer adanın Kömür ve İnce Burun yöresi.
Adanın tarihi boyunca bir çok kültürle tanıştığı biliniyor. Adı Gökçeada yapılmadan önce İmroz'du.
Homeros İliada'da deniz tanrısı Poseidon'un adası olarak anıyor. Adanın daha eski tarihi Yenibademli Höyüğük kazılarının tamamlanmasıyla biraz daha aydınlanacak. Adadaki ilk sistemli kazı 1996 yılında başladı ve halen sürüyor. Ele geçen buluntular adada yerleşimin Troia I dönemiyle aynı zamanlarda olduğunu gösteriyor. Günümüzden 5000 yıl öncesinin izlerine rastlandı.
|
|